Petersburg’da; mayısın son günleri başlayan ve temmuzun ortalarına kadar süren, gündüz süresi bazen on dokuz saati bulan bir dönem vardır. Her yıl festival havasında kutlanan bu döneme “Beyaz Geceler” denmektedir. Bu dönemde gün ne doğar ne de batar; adeta arafta kalır…
Romanda; asosyal ve yalnız bir hayalperestin; bir gün aylak aylak dolanırken, bir kadına aşık olması ve bunun üzerine yaşadıkları anlatılmaktadır. Ancak aşık olunan kadın da, tıpkı “Beyaz Geceler” gibi, arafta kalmışlıkla baş etmektedir.
Dostoyevski’nin gençlik yıllarında yazmış olduğu bu eser; çok güzel bir kurguya sahip olsa da, oldukça başarısız bir romandır. Klasik Dostoyevski tadına tam olarak varamazsınız. Bunun sebebi; galiba, Dostoyevski’nin aşkı her zaman gerçek dışı bir biçimde anlatmasından kaynaklanır. Aşıkların arasında geçen diyaloglar, kendi döneminde bile doğallıktan uzaktır. Bir romandan çok; tiyatro metni okuyor hissine kapılabilirsiniz. Aşkı yazma hususunda kanaatimce Tolstoy çok daha başarılıdır.
Kitabın alt metninde, yazar bizi kadın-erkek ilişkileri hakkında düşündürür.
Her şeye rağmen; onlarca filmin senaryosu bu esere dayanmaktadır. Hatta “Hayalperest” karakterinden daha sonra o kadar çok esinlenilmiştir ki; Charlie Chaplin’in unutulmaz “Tramp” karakterinin, Sadri Alışık’ın “Ofsayt Osman” ve “Turist Ömer”inin kaynağı “Hayalperest”dir diyebiliriz.
Notum: 10 üzerinden 6
Varoluşçuluğu irdeleyen bu distopik eser, modern klasiklerin en önemlilerindendir.
Roman; Böcek koleksiyonu ile ilgilenen bir öğretmenin; kumda yaşayan böcekleri incelemek ve yeni türleri keşfetmek için gittiği kumlarla kaplı bir köyde alıkoyulmasını anlatıyor. Ancak hikayenin geçtiği Japonyada; kitapta bahsedilen kum tepeleri bulunmamaktadır.
Yazar; insan doğasını bir psikolog gibi incelemiş. Kitabın alt metninde kadın erkek ilişkileri irdelenmiş ve kadının toplum içinde büründüğü rollerin, genellikle çaresizlik sonucu ortaya çıktığı ve bu çaresizlik ve kıstırılmışlığın, kadın tarafından üstün ve yüce bir kabullenişle karşılanıldığı belirtilmiş.
Gerek hikaye gerekse üslup oldukça sürükleyici. Yazar zaman zaman kendisiyle konuşmuş ve hikayeye ara vererek hayata dair düşüncelerini anlatmış. Hikayeden bu şekilde kopması, yer yer sıkıcı bir roman okuyor izlenimi yaratsa da; yazar, okuyucunun ilgisini yeniden çekmeyi başarıyor.
Notum: 10 üzerinden 7
Yazıldığı yer olan İngiltere de 24 yıl boyunca yasaklı tutulan bu roman; muhteşem bir distopya örneğidir.
Romanda sistemin toplumu dizayn eden çarklarının, nasıl döndüğü gözler önüne serilmiş ve sistemin asıl amacı irdelenmiştir.
Kitap; çok ağır şiddet öğeleri barındırmakta. Fakat Burgess bu öğeleri kullanırken, hiçbir zaman aşırıya kaçmamış. Siyasetten bilime, sanattan dine, psikolojiden müziğe; birçok konuda fikir belirtip, düşündüklerini; sadece 168 sayfa olan bu esere sığdırabilmiş; buna rağmen bu kadar akıcı bir eseri meydana getirebilmiştir. Yazar; üslubunu, okuyucuyu hep canlı tutacak şekilde oluşturmuş. Bunu da galiba; yazarın aynı zamanda bir Dil Bilimci olmasına borçluyuz. Yazarın bu yönü; kitapta anlaşılması güç ve yepyeni bir argo kullanımını da doğurmuştur (Kitabın türkçe çevirisinde bu argo kelimeler; bilindik türkçe kelimelere çevrilmiştir. Kanaatimce bu tam bir çeviri faciasıdır.).
Kitap, normalde 21 bölümden oluşmaktadır. Ancak bir çok baskısında ve daha sonra ki film uyarlamasında, bu son bölüm kullanılmamıştır. Ancak eserden çıkarılan bu bölüm; yazarın anlatmak istediklerini bütünüyle değiştirdiğinden oldukça önemlidir. Bu nedenle İş Bankası Yayınlarının, Dost Körpe çevirisini okumanızı tavsiye ediyorum.
Notum: 10 üzerinden 9
DNA olarak da bilinen Douglas Noel Adams’ın, başlangıçta bir radyo programı olarak sunduğu Otostopçunun Galaksi Rehberi konsepti; daha sonraları birçok alanda, (sinema, edebiyat, tiyatro, tv vb…) yeniden uyarlanarak, kullanılmış olup; edebi anlamda “beşibiryerde” edisyonunda birleştirilmiştir. Bu edisyonda; DNA tarafından yazılmış serinin tüm romanları (“Otostopçunun Galaksi Rehberi”, “Evrenin Sonundaki Restoran”, “Hayat, Evren ve Her Şey”, “Elveda ve Bütün o Balıklar İçin Teşekkürler” ve “Çoğunlukla Zararsız”) ve bunlara ilave olarak bir de novella (“Genç Zaphod Tedbiri Elden Bırakmıyor”) bulunur.
Romanın türü Komedi-Bilim-Kurgu olup; türünün ilk örneğidir ve de son derecede komik bir üslupla yazılmıştır. Böylece sıkıcılıktan uzak, eline geçen her şeyi tiye alan, olağanüstü eğlenceli bir roman ortaya çıkmıştır. Ancak kitapta anlatılanlara vakıf olabilmeniz için; İngiliz-Amerikan komedi kültürüne hakim olmanız gerekiyor. Yani biraz seçici bir kitap. Öyle her boş bulduğunuz vakitte okumanız pek mümkün değil. Zira; çok ince ve zekice esprilerle, hayal gücünüzü zorlayan son derece farklı kişi ve mekanlarla dolu olduğundan; dingin bir zihinle okunmaması halinde, okuduğunuz yerlere geri dönüşler yaşamanız mümkün. Ancak yine de “mutlaka tekrar okumalıyım” diyeceğiniz türden bir eser. Okuması en zevkli serilerden biri…
Otostopçunun Galaksi Rehberi; birçok alanda etkilenilen bir fenomen haline gelmiştir. Öyle ki; Ekşi Sözlüğün ilham kaynağı ve Radiohead’in “paranoid android” şarkısının isim babası olması sadece bunlara birer örmektir.
Seri de; hayat, evren ve her şeye dair nihai sorunun cevabı verilmiştir. Cevabı görmek için; google abimize “answer to life, the universe and everything” diye sormanız yeterli olacaktır. Cevap ne olursa olsun; PANİĞE KAPILMAYIN….
Notum: 10 üzerinden 10
Dostoyevski’nin; yayıneviyle olan anlaşması gereği yirmi beş günde yazmış olduğu, kendi hayatından bolca izler bulabileceğimiz romanı.
Aşk, para ve güç… Dostoyevski; insanoğlunun savaşlar başlatan, tarih yazdıran, devir sonlandıran bu 3 obsesyonunu çok basit ve manidar bir biçimde işlemiştir. Öyle ki kendinizi bir anda; bir kadına aşık hissedebilir veya rulet masasında kumar oynarken görebilirsiniz.
Yazarın diğer eserlerine nazaran; bu romanının baştan savma bir yapıda olduğu söylenebilir. Diyaloglar zayıf, karakter analizleri çok kısa kalmış. Bu da kurgu odaklı ve sürükleyici bir roman ortaya çıkarmış.
Romanın sonu da bu baştan savmalıktan nasibini almıştır. Tabi ki bütün bu olumsuzlukların nedeninin, yazarın kısıtlı zamanından kaynaklandığını belirtmek gerekir. Hatta romanın içeriğinde de bu duruma ilişkin bazı göndermeler bulunur.
Bu kadar kısa bir sürede bu kadar güzel bir eser ortaya koyması; kanaatimce, Dostoyevski’nin ne kadar büyük bir yazar olduğunu yine ortaya koyuyor. Tüm klasik eserlerde ki tavsiyemi yineliyor ve klasik eserleri tam metin ve düzgün bir çeviriyle okumanızı öneriyorum.
Notum: 10 üzerinden 7